Ads 468x60px

Pages

1 Nisan 2012 Pazar

Neden yazamıyorum?

Çünkü tırnaklarımı uzatamıyorum :/ Bugün yine kırıldı tırnağım. Antep fıstığı yemeye çalışıyordum alt tarafı. Geçen gün de montumun fermuarına takıldı kırıldı. Yeter artık :/

5 Mart 2012 Pazartesi

Beyazperde Sinema Kulübü & The Descendants


Aynısını Fireflies'a da yazdım ama orada kimse okumuyor diye buraya da yazdım. Tabi benim saçmalamalarımdan kime ne değil mi :D O yüzden ojelerimin daha çok takipçisi var :D

Bu ara sinema kuşu oldum ben! Normalde öyle çok sinemaya giden bir insan değilim ama, hem Beyazperde.com sayesinde, hem de her hafta bir filme gitmek için tutturan küçük kardeşim sayesinde vizyondaki tüm filmleri izleme şansım oluyor. Yihahaha! Tek sorun işte kardeşimin Capitol’e gidicem diye tutturması, sinema+d&r+toyzshop üçlüsünün benim hesap kartımı ele geçirmesi. Bazen Starbucks da kendilerine katılmıyor değil tabi.

Başlıkla ilgili kısma döneyim tekrar. Beyazperde.com’un sinema kulübü açılıyor. Daha önce sayelerinde Salgın (Contagion) ve Anadolu Kartalları’nı izlemiştim. Salgın filminin gösteriminden önce çok hoş bir kokteyl düzenlemişlerdi. Kokteyl sırasında birçok sinema blogu yazarı ile tanışmıştım. Senin işin neydi orada diye sorarsanız, benim blog her kategoriye giriyor bir kere :D moda, sinema, günlük, eleştiri… vs :)

24 Şubat’ta ise Profilo AVM’de George Clooney’in Oscar kazanan The Descendants filminin gösterimine davetliydik. Öncesinde Beyazperde ekibi, sinema yazarları & sinema bloggerları ile Starbucks’ta toplanıldı. Zaten ben Starbucks’ı görünce eridim. Niye bilmiyorum ama seviyorum mereti. İlk başta benimle beraber gelen kızkardeşim ve arkadaşım bu konuşmaya pek katılmak istemediler, “biz blogger değiliz, sinemadan da pek anlamıyoruz :(” diye ama herkes o kadar şekerdi ki, hemen kaynaştılar :):)

Şu sinema kulübü fikri, çok hoşuma gitti. Hele ben böyle sinemaya pek düşkün biri değilim. Yani izlerim ama benim film izlemem ancak sadece olay örgüsü için kitap okuyan bir okuyucu kadar. Çok derinine inmesini bilmiyorum. Pek de ilgilenmiyorum o kısmıyla açıkçası. Ben gibi sinema cahili bile bu sinema kulübü fikri ile heyecanlandıysa, sinema düşkünleri ne düşünür merak ediyorum :)

Beyazperde.com Sinema Kulübü Açılıyor!

Türkiye'nin en köklü sinema sitesi Beyazperde.com, bir "sinema kulübü" fikriyle üyelerine yönelik yeni bir projenin temellerini atıyor. Beyazperde'nin sinema yazarlarını, sadık takipçilerini, sinema bloggerlarını ve ilgilenen tüm sinefilleri bir araya getirmeyi amaçlayan sinema kulübü, üyelerine çok özel sürprizleri de beraberinde getiriyor. Tamamlanma sürecinde olan Sinema Kulübü Projesi, üyelerine özel olarak çıkartılacak kulüp kartlarıyla, sinema salonu, müze gibi anlaşmalı mekanlarda, eğlence ve etkinliklerde indirim sağlayacak.

24.02.2012 Cuma günü, ilk etkinlik olarak Beyazperde ekibi, sinema yazarları ve sinema bloggerlarının bir araya geldiği bir tanışma toplantısı düzenlendi. Mecidiyeköy Profilo AVM'de düzenlenen ve oldukça keyifli sohbetlere sahne olan buluşmanın ardından katılımcılar kulüp üyeleri için ayarlanmış sinema salonunda George Clooney'in aynı gün vizyona giren Senden Bana Kalan (The Descendants) adlı filmini seyretti.

Önümüzdeki dönemlerde etkinlikleri, avantajları ve sürprizleri daha da artacak olan Beyazperde Sinema Kulübü hakkındaki gelişmeleri, kulübün blogu olan http://beyazperdesinemakulubu.blogspot.com/ adresinden takip edebilirsiniz!

Etkinlik resimleri için: http://goo.gl/VjnPw ve http://goo.gl/pLu2B

Buradan sonrasında sıpoylır olabilir bak!

Film ise tam benlikti. Aksiyon yok, duygu bol miktarda. İnsanlar arası ilişki, dünya var olduğundan beri merak edilen bir konu. Sanki her gün iletişim halinde değiliz gibi, nasıl iletiştiğimizi anlamıyoruz. Ne manyak varlıklarız valla ben de bilmiyorum.

Film, Hawaii adalarında yaşayan ve bizim tabirimizle “toprak ağası” olan (benzetme mevzusunda iğrencim farkındayım) Matt’in manyak ve muhtemelen yay burcu karısının bot kazası geçirip komaya girmesi ile başlıyor. Yay burcu olduğunu tamamen ben tahmin ediyorum. Öyle bir manyak anca bizim aramızdan çıkabilir.

Bu Matt biraz cimri, bir de hırslı. Para kazanıcam diye karısını, çocuklarını başıboş bırakmış, ilgilenmemiş. Ama sempatik de bir tip. Paytak paytak koşuyor ada etrafında mütemadiyen. (o koşuyu izlemelisiniz, 50 yaşında demeden George Clooney’i çocuk gibi sevme isteği uyandırıyor)

Sonra öğreniyor ki meğersem karısı onu aldatmış... Bunun çevresinde dönüyor film. Zaten komada yatan bir aile ferdi, ve geri kalanlar hakkında olması bile yeterliydi ben ve ben gibi iletişim/ilişki analistlerine. İçinde aldatma öğesi olması tamamen holivud’a yakışır bir hareket. Yine de güzeldi.

1 Mart 2012 Perşembe

Seni sevmedim sütoğlan!

Hiç sevmedim bu rengi nedense. İstediğim şey olmadı diye muhtemelen böyle hisler besliyorum. Önce iki kat pastel limited edition 308, üzerine ise bir kat gabrini pacific 66 var. Ben gabriniyi daha mat bir renk olur sanıyordum. Olmadı, çok üzüldüm :( Aslında bant ile desen yapmayı düşünüyordum.

I don't like this color so much. Possibly it is because i couldn't do what I desired. First I applied two coats of pastel limited edition no.308 and then one coat of gabrini pacific 66. I thought gabrini is an opaque polish - but it is definitely not! Actually I wanted to make some designs with tape.




27 Şubat 2012 Pazartesi

Cupcakes!

Yine bir cutepolish esinlenmesi. Ama tabi ki cutepolish'in yanına bile yaklaşamadım yine :D Bu sefer baktım normal oje fırçası ile yapamayacağım, ben de aylaaar hatta yıllar önce sulu boya yapmak için alıp, bir kenarda unuttuğum inca fırçayı kullandım. Tabi bu tarz desenler için oje değil akrilikle çalışmak daha iyi olacaktır ama daha akrilik boya almadım. Ama bu haftasonuna ulaşabilirsem almayı düşünüyorum.

Bu arada pembe + pembe simleri daha önce kullanmıştım. hatta bu blogdaki ilk yazın kendisine aitti :) o zamandan beri ilk defa sürdüm bu kombinasyonu.

----
Another cutepolish inspiration for me. Of course my manicure is even not resembling cutepolish's design a little :P This time I understood that I cannot draw this design with regular polish brush. So I opened my "bought but forgotten things" drawer and found a really thin brush for watercoloring. Sure it could be a more beautiful and neat design if I used acrylic paint. But I don't have acrylic yet :D I am planning to buy some on weekend, if I can survive till weekend :D

By the way, I have used this pink & pink glitter combination before. In fact it was my first post in this blog :)





26 Şubat 2012 Pazar

Kalpçikler

Ayyy nailside'ı inceleyip inceleyip özeniyorum resmen. Hem çekimleri hem de resmen "eserleri" muhteşem gözüküyor. Özenip sonunda birinin deneyim dedim. Ancak bu kadar oldu. Orjinali ise şurada. Alttaki flormar'ın supershine serisinin beyazı. Minik minik simler var içerisinde. Desenleri ise bobbypin, flormar nail art siyah-beyaz & kırmızı ile yaptım.

Oh god! I am reading nailside and a little jealous! Not in a bad way of course! Both shoots and her "works of art" are looking gorgeous. At last, I said to myself "I must try one of these" and all I can do is, uhmm, this. The original post is here. I use Flormar Supershine's white as base. I use Flormar Nailart's white-black & red for the hearts, and cause I don't have a brush I used a bobbypin to draw hearts.






19 Şubat 2012 Pazar

ogima (oh god its monday again?!)



1 gün tatil hiçbir işe yaramıyor ben onu anladım. eve gelip yatsam da olmuyor. ben çalışacak tipte bir insan değilim aslında. o işe gitmek bana o kadar zor geliyor ki! evde çalışmaya alışınca bir yere gidip mal mal oturmak çok saçma ötesi geliyor.

bu manikürü şirket yemeğine giderken yapmıştım. üzerimde sarı-siyah çizgili mizgili bir elbise vardı. çok uygun bir manikür oldu valla. ama bir de sarı ojeyi güzel sürebilseymişim, her şey daha güzel olacakmış. Bornpretty disklerinden birini kullandım desen için de.


17 Şubat 2012 Cuma

Hola world!

Ayyylardır bu bloguma el süremiyorum. Manikür yapıyorum, desen yapıyorum, fotoğraflarını çekiyorum ama şuraya koyamıyorum. Artık bu gidişata bir son vermek gerek. Bu akşam bu tembelliğe bir son vereceğim inşallah. Şirket yemeğine giderken elbiseme uygun sarı üstüne siyah desenli bir manikür yaptım. Etraftaki herkes ya frenchli, ya kırmızı ya da açık renk sürmüştü. Demek ki hala insanların oje konsepti değişmemiş, hala azınlığız, nihaha! Geçen ofiste biri konuşuyordu, bende bir sürü oje var getireyim süreriz diye. Hepsini getircekmiş meğersem, içimden "çok oje ve taşınabiliyor, ofise getirilebiliyor, vay be!" dedim. Ben getirmek istesem artık bavulla gelmem lazım ofise :D Çekçekliye doldurur çıngır çıngır gelirim :D

Akşama kadar yerimi doldursun diye bu şirin kediyi koyuyorum. (9gag'e ithafen)